3 Şubat 2009 Salı

Gereksiz Post 10

Yine bir gereksiz yazı ile karşınızdayım efenim. Lafı hiç uzatmadan konuya gireyim. İlkokul 4. sınıfa gidiyordum o zamanlar. En çok çocukluk anısı yaptığım dönem olma gibi bir özelliği var bu zaman diliminin. O anılardan birisini düşündükçe hala bir garip olurum; kendime "yahu ne biçim çocukmuşum ben" derim.

"Kızıl"

Bir gece sabaha karşı sebepsiz yere uyanmıştım. Karanlık odamın o sessizliği bir hoş gelmişti. Tekrar uyumaya çalışma rağmen uyuyamamış, kalkıp evde biraz dolanayım demiştim (düşünüyorum da gece uyanıp evde gezmeye karar veren kaç tane veledizyak vardır şu dünyada). Salona doğru yürümüştüm ve pencereden gördüğüm manzaraya hayran kalmıştım. Etraf kızıla boyanmıştı sanki. Güneşin doğmasına yakın bir saatti ama gökyüzünün yere yakın görünen kısmı hariç hala koyu mavi renk hakimdi ve yıldızlar rahatça seçiliyordu. İlk defa gördüğüm bu muazzam manzara karşısında dona kalmıştım adeta. Sindire sindire bakıyordum manzaraya. Sonra bir an aklıma bu manzaranın fotoğrafını çekmek geldi. Fotoğraf çekme sevdası vardı bende o zamanlar. Fotoğraf makinesini buldum, tam deklanşöre basacağım bir anda vazgeçtim, "boşver" dedim kendime. Sonra tekrar manzarayı izlemeye koyuldum ama çok uzun sürmedi çünkü güneş doğmuştu.

O çarpıcı anın bozulmasıyla beynim kayıt etmeyi durdurmuş olacak ki sonrasını hatırlamıyorum. Ama muhtemelen televizyonu açıp sabahki çizgi film kuşağına göz atmışımdır :) Ve düşünüyorum da eğer o gün o fotoğrafı çekmiş olsaydım, buraya koyma şansım olurdu ve yazı daha anlamlı olurdu ama ne yapalım, her zaman en doğru seçimi yapmıyoruz.

18 Aralık 2008 Perşembe

Gereksiz post 9

Bloguma neredeyse 3 aydır birşeyler yazmamışım. Yazmayı planladığım birkaç hikaye vardı ama bilgisayarın başına oturup başlamadım nedense. Yeniden klavye başına geçmemin sebebi bir önceki yazımdaki sebeple aynı. Eskilerden konuşunca nedense yazasım geliyor :D Uzun lafın kısası veledizyakken yaşadığım akılda kalıcı birkaç olayı bu yazıda aktaracağım.

Bu gereksiz yazımın teması çocukluk filmlerim üzerine. "Filmlerim"den kasıt çektiğim veya rol aldığım değil, ekran karşısına geçip izlediğim filmer :P Televizyonla ilgili hatırladığım en eski şeyler bundan yaklaşık 17 yıl öncesine uzanır. O zamanlar televizyondaki çizgi filmler şahane: Transformers, Thundercats, Voltran vs. Film derseniz hemen akla Parliament Pazar Gecesi Sinema'sı gelir. Gerçi veledizyakların karşı karşıya kaldığı en zalim şeylerden biri olan "oğlum erken yat yarın okul var" lafı filmleri çoğunlukla kaçırmamıza neden olurdu.

Pazar Gecesi Sineması'nı çoğunlukla kaçırmış olsam da zamanın en iyi filmlerinden biri olan Terminatör'ü izlemeden geçmedi çocukluğum. Filmi baştan sonra gözümü kırpmadan izlememe rağmen filmin sonunda gözlerimi açamamıştım :D Terminatör'ün Sarah Connor'ı fabrikadaki makinelerin içinde kovalaması ve sonrasında Sarah'nın köşeye sıkışıp son anda "You're terminated fucker!" diyerek Terminatör'ü preslemesini o zamanlar hatırlayamıyorum çünkü o kadar korkmuştum ki yorganın altına girmiştim :)) Kafamı çıkardığımda gördüğüm ilk şey Terminatör'ün gözündeki o pırıltının sönmesiydi (ya kırmızı ışık yok mu o işte :). Yorganın altında olmasam zaten Sarah'nın söylediklerini yine tam olarak duyamayacaktım. Muhtemelen "geber kahrolası" şeklinde bir çeviri yapılmıştı.

İkinci film anım ise yukarıdaki olaydan 1 sene sonrasına rastlar. O filmi izlemeyi çok istiyordum ve birkaç defa kaçırmış olduğum için izleme isteğim artık tavan yapmış olacak ki 10 yaşımdayım demeden gece saat 2'ye alarm kurup kalkıp üşenmeden filmi izlemiştim. Bahsi geçen film de Rambo 2 :D Veledizyakken ne de çok aksiyon severmişim. Hatırlarım o gece babam da benimle kalkıp filmi izlemişti. Kanımca izlemesinin nedeni kırmızı nokta kuşağına göz atmadığımdan emin olmaktı :P

Gereksiz bir zamanda tekrar görüşmek dileğiyle...

24 Eylül 2008 Çarşamba

Gereksiz post 8

Yine gereksiz bir arkadaş sohbeti sırasında eski günlerden bahsedilmeye başlanmıştı ve hoş anılar birer birer su yüzüne çıkmıştı. Çocukluğumuzun dizileri, filmleri, çizgi filmleri ve veledizyakken yaptığımız maskaralıklar konuşulmuştu daha çok. Ben de hiç unutamayacağım bazı anılarımı paylaşmayı gereksiz buldum ve o yüzden buraya yazıyorum. Bundan sonraki birkaç gereksiz yazım bu anılarla ilgili olacak. Bakalım veledizyakken neler yaşamışız...

Yazmak istediğim ilk anı hatırlayabildiğim en eski anım. En eskisi olması dışında herhangi özel bir yanı yok.

"Bisküvi"

Eve doğru yürürken, yol kenarına park etmiş, üzerinde Bifa yazan sıradan bir kamyonet görmüştüm. Evet hatırladığım en eski şey bir bisküvi kamyoneti :) Sonra evin bahçesine doğru gelmiştim. Bahçede güller vardı; huzur verici bir hatırası var o güllerin. Güllere bakınıp "ne güzel" diye durup düşündüğümü hatırlıyorum. O zamanlar ilkokul 1. sınıftaydım yani yaklaşık 7 yaşımdayım (6 buçuk da olabilir bilemiyorum, malum çocukken 6'dan sonra 7 değil 6.5 gelir). Yaşadığımız evin büyük bir bahçesi vardı. Bahçede erik ve elma ağaçları vardı ve bahçenin bir kenarından dere geçiyordu. Oldukça hoş bir ortamdı yani. Oradan oraya koşuşturup dururduk. İlk ağaca çıkma(ya çalışma) deneyimim bu bahçedeki 2 metrelik bir elma ağacına tırmanmaya çalışıp kolumu kırmamla sonuçlanmıştı :)

Hatırladığım en eski rüyayı da o evde kalırken görmüştüm. Onu da başka bir gereksiz yazıya sıkıştırırım artık...

5 Eylül 2008 Cuma

Gereksiz post 7

Blogmun başlığında çizgili defter ibaresi geçiyor. Malum etrafta çizgi falan yok. Aslında tam benim yapacağım tarzda birşey ama bazen bir eksiklik varmış gibi de gelmiyor değil. O yüzden blogumun olası eksikliğini gidermiş bulunmaktan gurur duyuyorum. İşte...
___________________________________
___________________________________
___________________________________
___________________________________
___________________________________

Artık defterimin çizgileri de var.

14 Ağustos 2008 Perşembe

Gereksiz post 6.5

6 - Geçenlerde gereksiz gereksiz otururken aklıma geldi; kolonya alkollü meyve suyu değil midir? Bu mantıkla yola çıkarsak elimize yüzümüze meyve suyu sürüyoruz diyebiliriz. O zaman soruyorum, meyve suyunu bu şekilde kullanmak mı daha tuhaf yoksa benim bunu sormuş olmam mı?

buçuk - Geçenlerde gereksiz gereksiz sohbet ederken konu binicilikten açıldı. Ben de atladım "Ben binicilik yapmak istiyorum" diye. Akabinde devam ettim: "Okçuluk da hoşuma gidiyor. Hatta bunları birleştirmeyi düşünüyorum. At üstünde ok atan bir tip düşünün, öyle birşey olacak işte." Bitti.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Gereksiz post 5

3 gün önce Teknosa'da dolanırken kasada lisedeki beden eğitimi hocamı gördüm. Ayaküstü 5 dk muhabbet ettik. Neler yaptığımı sordu, havadan sudan konuştuk. Sonra okul nasıl diye sordum. Okul eskisi gibi değil dedi, eski hocalardan çoğu tayinini istedi, bir kısmı da emekli oldu dedi. Yeni müdürü tanıyor musun dedi, hayır dedim. Bu cevabı duyunca ekledi; siz çok eskisiniz tabi yaşlandınız artık. Hak vermemek elde değil...

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Tatil Bitti Dağılın


Evet malesef tatil bitti. Yine döndük betonarmenin, ağaçsızlığın, çiçeksizliğin, otomobil gürültüsünün, egzoz gazlarının arasına...

15 günlük tatili dolu dolu geçirdik diyebilirim. Sabah 10'da ve öğleden sonra 5'te olmak üzere günde 2 defa deniz keyfi. Aralarda çay keyfi, film keyfi. Akşamları gezintiler, mangal keyfi ve yine film keyfi... Bunların dışında tatile damgasını vuran bazı etkinlikler ve olaylar vardı. Şimdilik sadece yazıp geçeceğim ama açıklamalarını daha sonra zamanım olduğunda açıklamalarını da yazacağım.

Bir tatilin "tatil" olabilmesi için gerekli malzemeler;

-Yat turu
-Beach club
-Deniz basketbolu
-Denizde yumurta posizyonu
-Kumsalda futbol maçı
-Parasailing
-Lamborghini Murciélago görmek
-Club, bar vb.
-Mangal partisi ve akabinde Canberk'in gitar dinletisi =)
-Çocuk parkında parolasız kablosuz ağlardan internete girmek =))